Bazı değişimler başladığında fark edilmez.
Eski cevaplar yalnızca bir sabah, eskisi kadar ikna edici gelmemeye başlar.
İnsan büyük dönüşümleri genellikle sonradan adlandırır. Bir döneme “çağ” deriz, bir buluşa “devrim” deriz, bir olayın öncesini ve sonrasını birbirinden ayırırız. Oysa o günleri yaşayanların çoğu sabah yine aynı saatte uyanmış, aynı masaya oturmuş, aynı sokaktan geçmiş, aynı dertleri düşünmüş olabilir.
Tarih kitapları çizgiler çizer.
Hayat çizmez.
Hayat değişimi gündelik olanın içine dağıtır.
Bir gün kullandığımız araç değişir.
Bir süre sonra çalışma biçimimiz.
Sonra beklentilerimiz.
Sonra normal saydığımız şeyler.
En son da kendimiz.
Bu yüzden bir eşiğin üzerinde olduğumuzu anlamanın en zor tarafı, eşiğin nerede başladığını bilmemektir.
Belki de bugün yaşadığımız mesele tam olarak budur.
Yapay zekâ konuşuyoruz.
Otomasyon konuşuyoruz.
Yeni çalışma biçimlerini, değişen şehirleri, eğitimi, ekonomik düzeni, yalnızlığı, hızlanan teknolojiyi konuşuyoruz.
Fakat bütün bu başlıkların altında daha eski bir soru var.
İnsan, kurduğu dünya değişmeye başladığında kendisini nasıl yeniden tarif eder?
Bir zamanlar bilgiye sahip olmak kıymetliydi.
Şimdi bilgiye ulaşmak giderek kolaylaşıyor.
Bir zamanlar bir işi bilmek güçlü bir güvenceydi.
Şimdi bazı işler makineler tarafından yapılabiliyor, bazıları ise henüz birkaç yıl önce var olmayan araçlarla yeniden tarif ediliyor.
Bir zamanlar şehir, çalıştığımız yere yakın olmak zorunda olduğumuz için şekilleniyordu.
Bugün çalışma ile mekân arasındaki bağın kendisi tartışılıyor.
Bir zamanlar teknoloji elimizdeki araçtı.
Şimdi bazı teknolojiler neyi gördüğümüzü, kimi dinlediğimizi, hangi yolu izlediğimizi, ne satın aldığımızı ve hatta hangi soruları sorduğumuzu etkiliyor.
Buradaki mesele teknolojinin iyi veya kötü olması değil.
Mesele, insanın kendi kurduğu sistemlerle ilişkisini yeniden düşünmek zorunda kalması.
Çünkü sistemler yalnız iş yapmaz.
Davranış üretir.
Bir şehir insanları karşılaştırır veya uzaklaştırır.
Bir şirket cesareti ödüllendirir veya sessizliği öğretir.
Bir eğitim sistemi merakı büyütür veya doğru cevabı bulmayı öğrenmenin kendisi zanneder.
Bir telefon iletişimi kolaylaştırır, sonra insanın yalnız kalma biçimini değiştirir.
Bir ekonomik düzen yalnız servet dağıtmaz, neyin değerli sayılacağını da etkiler.
İnsan dünyayı inşa ederken kendi davranışlarının zeminini de inşa eder.
Belki bu nedenle eşiği yalnız yeni teknolojilerde aramak yanlıştır.
Eşik bazen bir sorunun değişmesidir.
“Nasıl daha çok üretiriz?”
yerine,
“Ürettiğimiz şey neye hizmet ediyor?”
demeye başladığımızda.
“Çocuğa ne öğretelim?”
yerine,
“Bilginin bol olduğu bir dünyada çocuk hangi zihinsel yetenekleri geliştirmeli?”
diye sorduğumuzda.
“Şehir ne kadar akıllı?”
yerine,
“İnsan burada nasıl yaşıyor?”
sorusunu koyduğumuzda.
“Şirket ne kadar büyüdü?”
yerine,
“Büyürken neye dönüştü?”
diye baktığımızda.
Bir şey değişmeye başlamıştır.
Fakat burada dikkatli olmak gerekiyor.
Her kuşak kendi dönemini özel görme eğilimindedir.
Her teknolojik sıçrama, onu yaşayanlara dünyanın tamamen değişmek üzere olduğu hissini verebilir.
Geçmişte matbaa, elektrik, demiryolu, telefon, televizyon ve internet de insan hayatının düzenini ciddi biçimde değiştirdi.
Bugünkü dönüşümü benzersiz ilan etmek kolaydır.
Kanıtlamak daha zordur.
VOGARA bu nedenle ilk sayısında geleceği ilan etmiyor.
Bir kehanet yayınlamıyor.
Teknolojiye hayranlık da duymuyor, ondan korkmayı da görev edinmiyor.
Sadece üzerinde durduğumuz zemine bakıyor.
Ve şu soruyu soruyor:
Ya eski cevaplarımız gerçekten eskimeye başladıysa?
Bu soruya tek bir yazar cevap veremez.
Çünkü mesele yalnız teknoloji değildir.
İnsan meselesidir.
Sistem meselesidir.
Hafıza meselesidir.
Mekân meselesidir.
Estetik meselesidir.
Güç, sorumluluk ve değer meselesidir.
Bu nedenle VOGARA'nın ilk sayısında aynı dünyaya farklı pencerelerden bakacağız.
Neva Arın insanın değişmek istediği halde neden aynı kaldığını soracak.
Rauf Veylan başarı dediğimiz şeyin hangi sistem tarafından üretildiğine bakacak.
Mira Nâl yapay zekâdan sonra zekânın hangi kısmının kıymetli kalacağını sorgulayacak.
Kemal Ferid geçmişteki büyük dönüşümlere dönüp bugünün gerçekten ne kadar yeni olduğunu sınayacak.
Saye Koral akıllı şehirden önce insani şehrin ne olduğunu arayacak.
Lâl Ergin kusursuzluğun neden bazen cansız göründüğünü inceleyecek.
MİHENK'te ise başka bir soru ortaya çıkacak.
İnsan ne inşa ederse, bir süre sonra o da insanı inşa eder mi?
Belki bütün sayı aslında bu sorunun farklı biçimlerinden oluşuyor.
Çünkü eşiğin iki tarafında da aynı insan yoktur.
Geçmeden önce bir şey düşünürüz.
Geçtikten sonra aynı dünyaya başka gözle bakabiliriz.
Bazen değişen dünya değildir.
Dünyaya bakmak için kullandığımız ölçüdür.
VOGARA'nın ilk sayısı bu yüzden EŞİK.
Bir dönemin bittiğini ilan ettiğimiz için değil.
Yeni dönemin nasıl olacağını bildiğimiz için hiç değil.
Yalnızca bazı eski cevapların artık eskisi kadar rahat taşınamadığını fark ettiğimiz için.
Ve belki düşünmek tam burada başlar.
Bir cevabın bittiği yerde değil, ona ilk kez yeniden soru sorduğumuz yerde.
VOGARA Editörlüğü VGR / ISSUE 001