Düşünmek için bir yer.İnsan · Kültür · Sistemler · Gelecek
HAFIZA · VGR.001.MEM.001

İnsanlık Daha Önce Böyle Eşiklerden Geçti mi?

Geçmiş, bugünün kopyası değildir. Yine de bize bir şey söyler.

Kemal Ferid · 6 dakika

Tam metin · Deneme

VOGARA Editorial Character · Yapay zekâ destekli kurgusal editoryal karakter.

Her çağ kendisini biraz benzersiz zanneder.

Bunda kibir kadar anlaşılır bir sebep de vardır.

İnsan geçmişi sonuçlarıyla bilir.

Kendi zamanını ise belirsizliğiyle yaşar.

Matbaanın neye dönüştüğünü biliyoruz.

Elektriğin şehirleri nasıl değiştirdiğini biliyoruz.

Sanayileşmenin üretimi, emeği ve gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünü geriye bakarak görebiliyoruz.

Fakat bugünün teknolojilerinin hangi sonuçlara ulaşacağını henüz bilmiyoruz.

Bu yüzden geçmiş bize sakin, bugün ise dramatik görünür.

Belki şu anda yapay zekâ hakkında yaşadığımız tartışmanın bir bölümü bundan kaynaklanıyor.

Bir taraf bunun insanlık tarihinin benzersiz kırılması olduğunu düşünüyor.

Diğer taraf,

“Her yeni teknoloji çıktığında aynı şey söyleniyor.”

diyor.

İki taraf da haklı olabilir.

Ve ikisi de yanılıyor olabilir.

Çünkü geçmiş ile bugünü karşılaştırmanın iki kötü yolu vardır.

Birincisi her şeyi aynı zannetmek.

İkincisi hiçbir şeyin birbirine benzemediğini zannetmek.

Tarihin faydası geleceğe hazır cevap vermesi değildir.

Tarih benzer mekanizmaları görmemize yardımcı olur.

Ama benzer mekanizma aynı sonuç demek değildir.

Yazının yaygınlaşmasını düşünelim.

Bilgiyi yalnız hafızada taşımak zorunda olmadığınız bir dünya ortaya çıktı.

Bu yalnızca kayıt tekniği değildi.

İktidar biçimini değiştirdi.

Hukuku değiştirdi.

Ticareti değiştirdi.

Devletlerin idare kapasitesini değiştirdi.

İnsanların zamanı aşarak başka insanlarla konuşabilmesini sağladı.

Bir insan öldükten sonra düşüncesi yaşamaya devam edebildi.

Bugün bunu o kadar sıradan buluyoruz ki ne kadar büyük bir dönüşüm olduğunu hissetmek zor.

Matbaa geldiğinde başka bir eşik ortaya çıktı.

Bir metnin çoğaltılma maliyeti değişti.

Bilginin dolaşım hızı değişti.

Düşüncelerin daha geniş topluluklara ulaşma kapasitesi arttı.

Fikirlerin kontrolü zorlaştı.

Yeni otorite biçimleri doğdu.

Eski otoriteler zorlandı.

Fakat matbaa yalnız kitap sayısını artırmadı.

Kimin konuşabileceğini ve kimin duyulabileceğini değiştirdi.

Sanayi makineleri de yalnız üretimi hızlandırmadı.

Zamanı değiştirdi.

İşi değiştirdi.

Şehri değiştirdi.

Aile yapısını etkiledi.

İnsanların nerede yaşayacağını değiştirdi.

Çalışmayı tarımsal ritimden fabrika ritmine taşıdı.

Saat yalnız zamanı göstermedi.

İnsan davranışını koordine eden ekonomik araçlardan birine dönüştü.

Elektrik yalnız lambayı yakmadı.

Gecenin sınırını değiştirdi.

Üretimin zamanını değiştirdi.

Şehirlerin davranışını değiştirdi.

İletişim teknolojileri mesafeyi değiştirdi.

İnternet bilginin dağıtımını değiştirdi.

Her büyük teknoloji, başlangıçta yaptığı işten daha fazlasını yaptı.

Çünkü insanlar aracı kullanırken kurumlarını da ona göre yeniden kurdular.

Bugünün yapay zekâ tartışmasına buradan bakmak daha anlamlı olabilir.

AI gerçekten yeni mi?

Evet.

AI daha önce gördüğümüz dönüşümlerin bazı özelliklerini taşıyor mu?

O da evet.

Bilginin maliyetini düşürüyor.

Belirli emek türlerini otomatikleştiriyor.

Uzmanlık ile erişim arasındaki ilişkiyi değiştiriyor.

Yeni ekonomik güç merkezleri oluşturuyor.

İnsanların çalışma biçimini etkiliyor.

Bunların her biri geçmişte farklı teknolojilerle gördüğümüz mekanizmalara benziyor.

Ama önemli bir fark olabilir.

Önceki araçların çoğu insanın fiziksel gücünü veya bilgiye erişimini genişletiyordu.

Bugünkü sistemler bazı zihinsel görevlerin kendisini üstlenmeye başlıyor.

Metin üretmek.

Sınıflandırmak.

Özetlemek.

Tavsiye vermek.

Kod yazmak.

Görüntü üretmek.

Plan önermek.

Bu nedenle bugünü,

“Matbaa da böyleydi.”

diyerek küçümsemek yanlış olur.

Matbaa bir metni milyonlarca insana ulaştırabilir.

Fakat metni sizin için yeniden yazmaz.

Elektrik makineyi çalıştırabilir.

Fakat ne üretmeniz gerektiğini tartışmaz.

Arama motoru bilgiye ulaştırabilir.

Fakat bugün bazı sistemler bilgiyi sizin için yorumlamaya da çalışıyor.

Bu fark önemsiz değildir.

Yine de tarih bize başka bir şey hatırlatır.

Bir teknolojinin ilk yıllarında onun gerçek toplumsal kullanımını tahmin etmek zordur.

Teknoloji bir şekilde icat edilir.

Toplum onu başka biçimlerde kullanır.

Ekonomi üçüncü bir kullanım üretir.

Devlet dördüncü bir kullanım geliştirir.

İnsan davranışı bütün bunları yeniden değiştirir.

Bu nedenle yeni teknolojilerin tarihini yalnız mucitlerin niyetleri üzerinden okuyamayız.

Bir araç ortaya çıktıktan sonra artık yalnız tasarımcısının değildir.

Toplumun kurumları, çıkarları ve korkuları onun neye dönüşeceğini belirler.

Buhar makinesi yalnız mühendislik meselesi değildi.

Fabrika sistemine bağlandığında iş düzenini değiştirdi.

Otomobil yalnız ulaşım aracı değildi.

Kent planlamasını değiştirdi.

Televizyon yalnız görüntü aktarmadı.

Siyasi iletişimi değiştirdi.

İnternet yalnız bilgi ağı değildi.

Ticareti, ilişkiyi, medyayı ve kimliği değiştirdi.

Dolayısıyla AI'nın geleceğini yalnız model yeteneklerine bakarak anlamaya çalışmak eksik kalacaktır.

Asıl soru teknolojinin ne yapabildiği kadar,

hangi kurumların onu ne amaçla kullanacağıdır.

Burada tarih daha karanlık bir ders de verir.

Yeni teknoloji otomatik olarak daha adil toplum üretmez.

Verimlilik artışı otomatik olarak refahın eşit dağılması anlamına gelmez.

Bilgi bolluğu otomatik olarak daha bilgili toplum yaratmaz.

İletişim kolaylığı otomatik olarak daha iyi anlaşma üretmez.

Teknolojik kapasite ile toplumsal sonuç arasındaki boşluk kurumlar tarafından doldurulur.

Hukuk.

Ekonomi.

Kültür.

Eğitim.

Güç ilişkileri.

Bunların her biri teknolojinin sonucunu değiştirir.

Bu nedenle tarihte “teknoloji geldi ve dünya değişti” biçimindeki basit anlatılar çoğu zaman yetersizdir.

Dünya değişti, çünkü insanlar teknoloji etrafında yeni sistemler kurdu.

Ve bu sistemler insanları yeniden değiştirdi.

Burada bugünün önemli bir yanılgısına geliyoruz.

Yapay zekâyı yalnız araç olarak görmek de yalnız bağımsız güç olarak görmek de eksik olabilir.

Bir çekiç gibi nötr bir araç değildir.

Ama kendi başına kader de değildir.

Onun etkisi teknoloji, sermaye, hukuk, kültür ve insan davranışının birlikte oluşturduğu sistem içinde ortaya çıkacaktır.

Tarih bize bir başka şey daha öğretir.

İnsanlar dönüşüm sırasında neyin kaybolduğunu geç fark eder.

Yeni sistem bir problemi çözer.

Sonra eski sistemin fark etmediğimiz başka bir işlevini ortadan kaldırabilir.

Otomobil hareketliliği artırır.

Ama şehir içinde mesafeyi de büyütebilir.

Dijital iletişim insanları birbirine ulaştırır.

Ama yüz yüze temasın bazı biçimlerini azaltabilir.

Uzaktan çalışma özgürlük yaratabilir.

Ama çalışma ile özel hayat arasındaki sınırı belirsizleştirebilir.

Her çözüm yeni bir sistem oluşturur.

Her yeni sistem yeni problem ihtimalleri üretir.

Bu teknolojiden korkmamız gerektiği anlamına gelmez.

Yalnızca teknolojik ilerlemenin tek yönlü olmadığını anlamamız gerektiği anlamına gelir.

Tarih ilerlemenin geri alınmasını önermez.

Ama ilerlemenin bedelsiz olmadığını hatırlatır.

Belki geçmişi bilmenin en büyük faydası budur.

Bize gelecek hakkında ne düşüneceğimizi söylemez.

Kendi çağımız hakkında fazla kolay hüküm vermemizi engeller.

“Bu kez her şey farklı.”

dediğimizde sorar:

Hangi kısmı gerçekten farklı?

“Daha önce de oldu.”

dediğimizde sorar:

Hangi kısmı hiç olmadı?

Bugünkü eşik belki yapay zekânın ortaya çıkması değildir.

İnsan zihninin yaptığı bazı faaliyetlerin ilk kez bu kadar geniş ölçekte dışarı taşınabilir hale gelmesi olabilir.

Ya da belki gerçek eşik başka yerde ortaya çıkacak.

Eğitim sistemi değiştiğinde.

İş piyasası değiştiğinde.

Hukuk değiştiğinde.

İnsanlar güvenilir bilgi kavramını yeniden tanımlamak zorunda kaldığında.

Bir çocuğun öğrenmek ile bir araçtan cevap almak arasındaki farkı kuramadığı gün.

Bir yönetici kendi kararını mı, modelin kararını mı verdiğini ayırt etmekte zorlandığında.

Bir sanat eserinin değerini kimin yaptığı değil, neden yapıldığı belirlemeye başladığında.

Henüz bilmiyoruz.

Ve bilmediğimizi kabul etmek tarihsel düşüncenin zayıflığı değildir.

Gücüdür.

Çünkü geçmiş, geleceğin senaryosunu vermez.

Yalnızca insanlığın değişim karşısında ne kadar tanıdık davranabildiğini gösterir.

Önce heyecanlanırız.

Sonra korkarız.

Sonra abartırız.

Sonra alışırız.

Ve bir süre sonra bir zamanlar olağanüstü görünen şeyi gündelik hayatın görünmez parçası haline getiririz.

Belki bugün olağanüstü bulduğumuz bazı şeylere bir nesil sonra çocuklar şaşırmayacak.

Bizim için devrim olan şey, onlar için altyapı olacak.

Tarihin belki en tuhaf tarafı budur.

Bir çağın büyük kırılması, sonraki çağın sıradanlığına dönüşür.

Bu yüzden insanlık daha önce eşiklerden geçti mi?

Elbette.

Bu eşik aynı mı?

Hayır.

Asıl mesele geçmişte benzeri olup olmadığı değil.

Geçmişin bize, bugünün gerçekten yeni olan tarafını daha dikkatli görme imkânı verip vermediği.

Tarih geleceği tahmin edemez.

Ama geleceği gereksiz yere kutsamamıza veya gereksiz yere küçümsememize engel olabilir.

Bazen bu bile yeterince büyük bir hizmettir.

Kemal Ferid
VOGARA Editorial Character


001 / EŞİK’e dön ↗