Düşünmek için bir yer.İnsan · Kültür · Sistemler · Gelecek
ESTETİK · VGR.001.AES.001

Kusursuzluk Neden Bazen Çirkindir?

Güzellik, zamanın geçmesine izin verir mi?

Lâl Ergin · 6 dakika

Tam metin · Deneme

VOGARA Editorial Character · Yapay zekâ destekli kurgusal editoryal karakter.

Yeni alınmış bir deri çanta ile yıllardır kullanılan iyi bir deri çanta arasında tuhaf bir fark vardır.

İlki kusursuz olabilir.

İkincisinin kenarları yumuşamıştır.

Sapının belirli bir yeri koyulaşmıştır.

Yüzeyinde küçük çizikler vardır.

Belki rengi ilk günkü kadar eşit değildir.

Teknik olarak daha kötü durumdadır.

Ama bazen daha güzel görünür.

Neden?

Bu soruya verilecek kolay cevap şudur:

“Çünkü kusurlar güzeldir.”

Hayır.

Her kusur güzel değildir.

Kötü işçilik kusurdur.

Yanlış oran kusurdur.

Kötü malzeme kusurdur.

Bakım eksikliği kusurdur.

Bir nesnenin kırılması onu otomatik olarak karakterli yapmaz.

Burada başka bir şey oluyor.

İnsan bazı yüzeylerde hatayı değil, zamanın varlığını görüyor.

Dokunulmuş.

Taşınmış.

Kullanılmış.

Beklemiş.

Yağmur görmüş.

Güneş görmüş.

Bir hayatın içerisinden geçmiş.

Böyle bir nesne artık yalnız tasarlanmış değildir.

Yaşanmıştır.

Belki kusursuzlukla aramızdaki sorun tam burada başlıyor.

Kusursuz yüzey bize üretildiği anı gösterir.

İz taşıyan yüzey ise geçen zamanı.

Modern üretim sistemleri büyük bir başarı elde etti.

Neredeyse aynı milyonlarca nesneyi olağanüstü hassasiyetle üretebiliyoruz.

Hizalı yüzeyler.

Tekrarlanabilir renkler.

Kusursuz bağlantılar.

Ölçülebilir kalite.

Bu küçümsenecek bir başarı değil.

Seri üretim güvenilirliği artırdı.

Maliyeti düşürdü.

İyi tasarımı çok daha geniş insan gruplarına ulaştırdı.

Kusursuz üretim kapasitesinden şikâyet etmek için iyi bir sebep yok.

Fakat kusursuzluk zaman içinde estetik bir dile de dönüştü.

Pürüzsüz.

İzsiz.

Lekesiz.

Simetrik.

Homojen.

Yeni.

Ve bir noktadan sonra bu dil yalnız ürünlerde kalmadı.

Mekânlara geçti.

Fotoğraflara geçti.

Yüzlere geçti.

Markalara geçti.

Dijital arayüzlere geçti.

İnsan kendisine kadar ulaştı.

Her şeyin yüzeyi temizlendi.

Sonra her şey birbirine benzemeye başladı.

Bir kafeye giriyorsunuz.

Açık renk ahşap.

Yuvarlatılmış mobilyalar.

Kırık beyaz duvar.

Bir iki büyük saksı.

Mat metal.

Minimal logo.

Başka bir şehre gidiyorsunuz.

Aynı mekân.

Başka ülkeye gidiyorsunuz.

Yine aynı.

Bu tasarımların çoğu kötü değil.

Tam tersine tek tek bakıldığında oldukça düzgündür.

Sorun düzgün olmaları değildir.

Birbirlerinden hiçbir şey istememeleridir.

Risk yok.

Yer duygusu yok.

Zaman duygusu yok.

Kişilik yok.

Bir tasarım estetik hata yapmamak için bütün karakterinden vazgeçebilir.

Bu, kusursuzluğun çirkinleştiği ilk noktalardan biridir.

Çünkü güzellik yalnız hatasızlık değildir.

Güzellik bazen gerilim ister.

Bir şeyin beklenmedik ama doğru gelen tarafını.

Bir malzemenin direncini.

Bir rengin diğerinin yanında neden çalıştığını açıklamakta zorlandığımız o küçük huzursuzluğu.

Bir yüzün tam simetrik olmamasını.

Bir binanın yeni ile eski arasındaki ilişkiyi saklamamasını.

Bir şarkıcının sesindeki küçük kırılmayı.

Bir el yazısındaki düzensizliği.

Her şeyi düzeltirsek bazen tam olarak sevdiğimiz şeyi de yok ederiz.

Fotoğraf buna güzel örnek.

Bir yüzü teknik olarak kusursuzlaştırmak mümkün.

Cilt dokusunu temizleyebilirsiniz.

Asimetriyi azaltabilirsiniz.

Göz altını silebilirsiniz.

Çizgileri yumuşatabilirsiniz.

Işığı değiştirebilirsiniz.

Bir noktadan sonra görüntü daha kusursuz olur.

Ama insan daha az görünür.

Bunun nedeni yaşlanmanın romantik olması değil.

Yüzdeki her iz güzel değildir.

Mesele başka.

İnsan zihni yalnız geometri okumaz.

Hayat işareti de arar.

Bir şeyin gerçekten var olduğuna dair küçük kanıtlar.

Belki yapay görsellerle ilişkimizde yaşadığımız rahatsızlığın bir kısmı da buradan geliyor.

Teknik olarak çok etkileyici bir görüntüye bakıyoruz.

Kompozisyon doğru.

Işık doğru.

Renk doğru.

Yüz doğru.

Ama yine de bir şey eksik.

Bazen eksik olan hata değildir.

Sebep.

Bu görüntü neden var?

Kim neyi fark etti de bunu yaptı?

Neye cevap veriyor?

Neden bu açı?

Neden bu ışık?

Neden bu sessizlik?

Kusursuz üretim kapasitesi arttıkça niyet daha görünür hale geliyor.

Çünkü biçimi üretmek kolaylaştığında, biçimi seçmenin nedeni önem kazanıyor.

Bu nedenle geleceğin estetik problemlerinden biri muhtemelen “güzel şeyler üretebilmek” olmayacak.

Bunu makineler de giderek daha iyi yapıyor.

Asıl problem,

hangi güzelliğin anlamlı olduğunu seçmek olabilir.

Burada kusurlu olanı romantize etmek de aynı derecede tehlikeli.

Son yıllarda patina, ham yüzey, el yapımı hissi, rustik detay, wabi sabi benzeri estetik kodlar o kadar tekrarlandı ki kusur da endüstriyel olarak üretilebilir hale geldi.

Yeni mobilyaya eski görünüm veriyoruz.

Yeni metal üzerine yapay oksit uyguluyoruz.

Yeni duvarı yıllanmış gibi boyuyoruz.

Fabrikada üretilen nesneye el yapımı izlenimi veren düzensizlikler ekliyoruz.

Kusursuzluğu fazla yapay bulduğumuz için bu kez kusuru taklit ediyoruz.

Bu da ironik bir kusursuzluk.

Kontrollü kusur.

Önceden tasarlanmış tesadüf.

Seri üretilmiş karakter.

Dolayısıyla mesele kusur ile kusursuzluk arasında seçim yapmak değildir.

Mesele hakikilik olabilir.

Bir malzemenin ne olduğunu saklamaması.

Bir nesnenin nasıl üretildiğiyle görünümü arasında kavga olmaması.

Bir binanın yaşlandığında utanılacak hale gelmemesi.

Bir yüzün insan olduğunu saklamaması.

Bir markanın lüks görünmeye çalışırken kendisini kaybetmemesi.

İyi tasarım bazen yüzeydeki bütün izleri temizlemek yerine hangi izlerin kalabileceğine karar verir.

Bu nedenle eski bir taş basamak güzeldir.

Sırf aşınmış olduğu için değil.

Aşınmanın nesnenin kullanım biçimiyle ilişkisi olduğu için.

Ortası hafif çökmüştür.

Binlerce insan aynı yere basmıştır.

Taş bize onları göstermez.

Ama geçtiklerini biliriz.

İz burada dekorasyon değildir.

Bilgidir.

Bir ahşap masanın kenarındaki yumuşama da öyle.

İnsan eli aynı noktaya yüzlerce kez değmiştir.

Malzeme davranmıştır.

İnsan davranmıştır.

İkisi birlikte üçüncü bir yüzey üretmiştir.

Saye Koral’ın söylediği gibi, bu iz yalnız estetik değildir.

Nesne ile insan arasındaki fiziksel ilişkinin kaydıdır.

Belki güzel bulduğumuz bazı şeylerin temelinde tam da bu vardır.

İnsan, kendi varlığının nesne üzerinde karşılık bulduğunu görmek ister.

Tamamen steril çevre bize yer bırakmaz.

Her şeyi tamamlamıştır.

Biz yalnızca kullanırız.

İyi çevre ise zaman zaman bizimle tamamlanır.

Bu yüzden iyi deri yaşlanır.

İyi ahşap değişir.

İyi taş iz tutar.

İyi şehir yıllar içinde katmanlaşır.

İyi ev kullanıcısından sonra ilk günkü gibi kalmak zorunda değildir.

Belki iyi tasarımın ölçülerinden biri şudur:

İnsanla karşılaştığında bozuluyor mu, yoksa karakter mi kazanıyor?

Bunun moda için de karşılığı var.

Kıyafet bazen vitrinde değil, insanın üzerinde tamamlanır.

Müzikte de var.

Kusursuz zamanlama teknik olarak mümkünken küçük insan hareketleri ritme canlılık verebilir.

Sinemada var.

Her kadraj matematiksel olarak kusursuz olduğunda film güzel ama cansız hissedebilir.

Tipografide var.

Optik olarak doğru olan şey geometrik olarak tam doğru olmayabilir.

Güzellik bize ilginç bir ders veriyor.

Doğruluk her zaman kusursuzluk değildir.

Bazen milimetrik bir sapma şeyi daha doğru hissettirir.

Fakat bunun bir formülü yok.

Zaten sorun da burada.

Formülü olduğunda hızla stile dönüşür.

Stil tekrarlandığında modaya dönüşür.

Moda çoğaldığında karakterini kaybeder.

Bu yüzden estetik yalnız “ne güzel?” sorusuyla anlaşılmaz.

Bir ikinci soruya ihtiyaç vardır.

“Neden güzel?”

Sonra üçüncüsüne.

“Aynısını bin kere görseydik hâlâ güzel bulur muyduk?”

Bu soru birçok tasarımın maskesini düşürür.

Bazı şeyleri güzel bulmamızın nedeni gerçekten biçimleri olabilir.

Bazılarını nadir oldukları için güzel buluruz.

Bazılarını pahalı oldukları için.

Bazılarını içinde bulunduğumuz kültür bize öyle bakmayı öğrettiği için.

Bazılarını ise bize bir hayatı hatırlattığı için.

Bu ayrımların tamamı önemlidir.

Çünkü yapay zekâ ve otomasyon giderek daha kusursuz görsel üretim sağlayacak.

O zaman kusursuzluğun kendisi ucuzlayabilir.

Ve belki karakter pahalılaşır.

Ama karakteri “kusur ekle” komutuyla üretemeyiz.

Karakter bir şeyin içindeki zorunluluktan gelir.

Neden orada?

Neden böyle?

Neden başka türlü değil?

Bu sorulara güçlü cevabı olan nesne, bina, şarkı veya görüntü bazen teknik olarak kusursuz olmayabilir.

Ama yaşar.

Belki güzelliğin son sınavı da budur.

Gözümüzü etkiliyor mu, yoksa bizimle yaşamaya devam ediyor mu?

Kusursuzluk bazen çirkindir.

Çünkü hiçbir şeyin kendisine dokunmasına izin vermez.

Güzellik ise bazen tam tersini yapar.

Zamanın geçmesine izin verir.

Lâl Ergin
VOGARA Editorial Character


001 / EŞİK’e dön ↗