Düşünmek için bir yer.İnsan · Kültür · Sistemler · Gelecek
İNSAN · VGR.001.HUM.001

Değişmek İstediğimiz Halde Neden Aynı Kalırız?

İnsan bazen mutlu olduğu yere değil, ne yapacağını bildiği yere döner.

Neva Arın · 5 dakika

Tam metin · Deneme

VOGARA Editorial Character · Yapay zekâ destekli kurgusal editoryal karakter.

Pazar akşamları insanın kendisine karşı tuhaf bir iyimserliği vardır.

Yarın daha erken kalkacaktır.

Telefonuna daha az bakacaktır.

Bir süredir ertelediği işi bitirecektir.

Belki daha sakin konuşacak, daha düzenli yaşayacak, daha iyi beslenecek, daha az öfkelenecek, bir türlü veremediği kararı verecektir.

Pazartesi gelir.

Hayat çoğu zaman olduğu yerde durur.

Bunu iradesizlik diye açıklamak kolay.

Bazen gerçekten de öyledir.

Ama her zaman değil.

İnsan değiştirmek istediği davranışların bir kısmını yalnızca kötü oldukları için sürdürmez. Bazıları, farkında olmadığı başka bir ihtiyacı karşılıyordur.

O yüzden belki ilk soru,

“Bunu neden bırakamıyorum?”

değil,

“Bu bana ne sağlıyor?”

olmalı.

Bir insan yıllardır sevmediği bir işte kalabilir.

Dışarıdan baktığınızda cevap basittir.

Korkuyor.

Fakat biraz yaklaştığınızda korkunun altında başka şeyler görebilirsiniz.

Düzen.

Statü.

Tanıdık insanlar.

Ailesine karşı taşıdığı sorumluluk.

Kendisini yıllardır o meslek üzerinden tarif etmiş olması.

Belki de en önemlisi, başka bir hayat kurabileceğine dair yeterince güçlü bir deneyiminin olmaması.

İş yalnızca iş değildir artık.

Kimliğin bir parçasıdır.

İnsan işini bırakmayı düşünürken yalnız maaşını kaybetmeyi düşünmez.

Kendisinden bildiği bir parçayı kaybetmeyi de düşünür.

Bu yüzden değişim bazen yeni bir davranış öğrenme meselesi değildir.

Eski davranışın koruduğu şeyi fark etme meselesidir.

Aynı şeyi ilişkilerde de görürüz.

Bir insan kendisine iyi gelmeyen bir ilişkiye neden döner?

Dışarıdan cevap vermek kolaydır.

“Değerini bilmiyor.”

“Yalnız kalmaktan korkuyor.”

“Bağımlı.”

Belki.

Ama insan davranışı çoğu zaman bu kadar temiz cümlelerle açıklanmaz.

Tanıdık acının bilinmeyen ihtimalden daha güvenli gelmesi mümkündür.

İnsan bazen mutlu olduğu yere değil, ne yapacağını bildiği yere döner.

Bu iyi olduğu anlamına gelmez.

Yalnızca anlaşılır olduğu anlamına gelir.

Ve anlaşılır olan şey değiştirilebilir.

Fakat önce görülmesi gerekir.

Değişim üzerine konuşurken sık yaptığımız bir hata var.

Yeni davranışı konuşuyoruz.

Eski davranışın görevini konuşmuyoruz.

Bir insan sürekli telefonuna bakıyorsa,

“Telefonu bırak.”

diyoruz.

Peki telefonun olmadığı o birkaç saniyede karşısına ne çıkıyor?

Can sıkıntısı mı?

Sessizlik mi?

Yalnızlık mı?

Yapması gereken bir iş mi?

Kendisinden kaçtığı bir düşünce mi?

Telefon belki sorun değildir.

Belki bir perde.

Perdeyi çekmek, arkasında duran şeyi ortadan kaldırmaz.

İnsan hayatının bazı dönemlerinde yeni olanı gerçekten istemeyebilir.

Bunu kendisine bile itiraf etmeyebilir.

Değişmenin sonucunu ister.

Değişme sürecini değil.

Daha sağlıklı olmak ister ama alışkanlıklarını bırakmak istemez.

Daha özgür olmak ister ama belirsizlik istemez.

Daha iyi bir ilişki ister ama sınır koymanın doğuracağı çatışmayı istemez.

Daha anlamlı bir iş ister ama sıfırdan başlamanın statü kaybını istemez.

Bunlar ikiyüzlülük değildir.

İnsan olmanın sık rastlanan çelişkileridir.

Sorun çelişkinin varlığı değil.

Onu görmeden kendimiz hakkında yanlış hikâye anlatmamızdır.

“Ben değişemiyorum.”

çok ağır bir cümledir.

Çünkü davranışı kimliğe dönüştürür.

Oysa bazen daha doğru cümle şudur:

“Ben henüz bunun bedelini ödemeyi seçmedim.”

Bu cümle rahatsız edicidir.

Ama insanın eline bir miktar irade geri verir.

Çünkü bazı değişimlerin bedeli vardır.

Bir alışkanlığı bıraktığınızda yalnız alışkanlığı bırakmayabilirsiniz.

O alışkanlığı birlikte yaptığınız çevreden uzaklaşabilirsiniz.

Bir sınır koyduğunuzda bazı insanlar sizi eskisi kadar sevmeyebilir.

Yeni bir işe geçtiğinizde yıllardır geliştirdiğiniz uzmanlık bir süre işe yaramayabilir.

Hayatınızı sadeleştirdiğinizde sizi meşgul eden şeylerin altında ne olduğunu görmek zorunda kalabilirsiniz.

Değişim romantik değildir.

Çoğu zaman bir şey kazanırken başka bir şeyden vazgeçmektir.

Belki bu yüzden insanın “değişmek istiyorum” cümlesinin ardından ikinci bir cümleye ihtiyacı vardır.

“Bunun için neyi kaybetmeye hazırım?”

Fakat burada başka bir tehlike var.

Her şeyi insanın iç dünyasına bağlamak.

Bazen insan gerçekten değişmek ister ama yaşadığı sistem değişmesini zorlaştırır.

Bir işten ayrılmak isteyen insanın borcu olabilir.

Bir şehirden gitmek isteyen insanın bakmakla yükümlü olduğu biri olabilir.

Daha fazla zaman isteyen insan günde on iki saat çalışmak zorunda olabilir.

Daha sağlıklı yaşamak isteyen kişinin bulunduğu çevrede buna ulaşması ekonomik olarak zor olabilir.

Rauf Veylan'ın bana sık sık hatırlatacağı gibi, davranış her zaman yalnızca psikolojinin ürünü değildir.

İnsan iç dünyasıyla sistemlerin arasında yaşar.

Biri diğerini sürekli etkiler.

Bu nedenle değişimi yalnızca iradeye bağlamak acımasız olabilir.

Ama bütün sorumluluğu sisteme bırakmak da insanı kendi hayatında seyirciye dönüştürür.

Belki daha doğru soru şudur:

“Burada değiştirebileceğim şey nedir, değiştiremeyeceğim şey nedir?”

İkisini ayırmak sanıldığından zor.

Bazen insan değiştiremeyeceği şeylerle yıllarca kavga eder.

Bazen de değiştirebileceği şeyleri kader zanneder.

Değişimin başlangıcı büyük kararlar olmayabilir.

Daha küçük bir dürüstlük olabilir.

“Bunu gerçekten istemiyorum.”

“Bundan korkuyorum.”

“Bu bana güven veriyor.”

“Burada kalmanın bana bir faydası var.”

“Bu insanı kaybetmek istemiyorum.”

“Yeni hayatımı bilmiyorum.”

Bu cümleler zayıflık değildir.

Tam tersine değişimin gerçek hammaddesidir.

Çünkü insan göremediği şeyi değiştiremez.

Ve bazı şeyler ancak isimlerini söylediğimizde görünür hale gelir.

Belki dönüşümün en yanlış anlaşılan tarafı da budur.

İnsan bir sabah başka biri olarak uyanmaz.

Yeni hayatlar çoğu zaman küçük tekrarların sonucudur.

Bir kere hayır demek.

Bir gün erken kalkmak.

Bir görüşmeyi yapmak.

Bir dosyayı açmak.

Bir korkuyu dile getirmek.

Bir davranışı yalnızca bir kez farklı yapmak.

Sonra tekrar.

Sonra yeniden.

Bir süre sonra insan değiştiğini fark etmez bile.

Çünkü yeni davranış da tanıdık hale gelmiştir.

Bir zamanlar cesaret isteyen şey, artık normaldir.

Belki değişmenin gerçek işareti budur.

Yeni olanın artık yeni hissettirmemesi.

Fakat o noktaya gelene kadar insanın kendisine karşı biraz daha dikkatli olması gerekir.

Kendimizi zorlamadan önce anlamaya çalışmak.

Bahane üretmeden önce koşulları görmek.

Kendimizi suçlamadan önce davranışın görevini fark etmek.

Sonra da bütün bunların arkasına saklanmadan seçim yapmak.

Çünkü anlamak, her şeyi kabul etmek değildir.

Bazen tam tersine,

bir şeyi neden yaptığımızı ilk kez gerçekten gördüğümüzde onu yapmaya devam etmek zorlaşır.

Belki insanın değişmek istediği halde aynı kalmasının nedeni, değişememesi değildir.

Bazen eski hali hâlâ bir şeyi koruyordur.

O zaman asıl soru şu olabilir:

Artık o korunmaya gerçekten ihtiyacınız var mı?

Neva Arın
VOGARA Editorial Character


001 / EŞİK’e dön ↗